ESİNTİLER-Şahika ERTAN

 

 

 

BİR MUHABİR, PEKÇOK BİLGİ VE BİR KİTAP: NEHİRLER KURUYUNCA..

 

Uzun zamandır ara ara okuduğum bir kitap var elimde. “Nehirler Kuruyunca”.. Bir muhabirin, nehirler ve onların yönetilmesi konusunda böylesine çeşitli bilgiyi derleyerek ortaya çıkardığı bu kitap beni hayran bıraktı. O ne arşiv, o ne gözlem Tanrım! Ve ne acı gerçekler okuduklarım..

Oldum olası tarih yolculuğu içinde ele alınan öyküleri sevmişimdir. Fred Pearce da bunu yapmış. Yıllar boyu gezip haber yaptığı topraklardan, gazetelerden su hikâyelerini biriktirmiş. Çünkü doğduğu yerin de nehirlerle kucaklaşan bir İngiliz kasabası olmasından ötürü, nehirlerin kendisini esir aldığını söylüyor ki bu esaret bize bu son derece önemli kitabı kazandırmış. Varol sevgili Pearce!

Kitap Pearce’ın, “Hidrolik Uygarlık” ismini verdiği çağımızın nehirlerinin aktıkça nasıl öldüklerini anlatıyor. Bu bir paradoks değil mi? Akarken ölmek, yaşarken ölmek..Ama verdiği örnekler hep –büyük ve çok- peşindeki batı medeniyetinin ve de ona öykünen tüm medeniyetlerin suyu elde etmek, sonra da kullanmak uğruna yaptığı dev projelerin nasıl da dev fiyaskolara dönüştüğünü anlatıyor ülkeler bazında bilgilerle. Tabii bütün anlattıkları geçmişten başlayan ve o devrin yöneticilerini kahraman haline getiren yatırımlar. Ama bu projelere imza atıp hayata geçirenlerin  göremediği yıllar sonraki durum, bir zamanlar o projelere alkış  tutanların hayal ettiği ile hiç örtüşmüyor; sonuçlar hep bir felâket. Amerika’dan tutun da Libya’ya, Çad’a, Çin’e dek ne örnekler var suları zaptetmek uğruna yapılanların verdiği sonuçlarla ilgili. Bunlar işin yaldızlı fiyaskoları. Ama bir de asıl sürdürülebilir kullanım bölümü var ki beni yerimden zıplattı. Çünkü bu bölüm, insanlığın en insanca, en doğaya dost, en akılcı uygulamalarını anlatıyor. Ve tabii önemli bir arazi sanatı (landart) ustası olan Andrew Rogers’ın, dünyanın her yerinde yaşayan insanların aynı olduğunu söylemesi gibi kimi aynı-akıllı insanlar, kendi bölgelerinde hep benzer uygulamaları yapmışlar. Ortam şartlarına göre getirdikleri yorumlarla yağmur toplamışlar.İşte bu bölüm beni çok ama çok etkiledi çünkü dünyayı kurtaracak asıl anahtarın –çok ve büyük- kapısını açanlar değil, -az ve idare eder- nitelikteki yaşam modelleri olduğuna inanıyorum. Bu modelle elde edilen başarılar inanılmaz. Mucize gibi. Örneğin Hindistan’ın Gujarat Eyaleti’nde, Rajsamadiya Köyü’nde eskiden 30 m.lerden elde edilen su tablası, yağmur toplama çalışmaları sonunda 7m. ye yükselmiş. Yani artık su, insanların doğaya dost çabası sayesinde dünyanın derinlerine kaçmaktan vazgeçmiş. Oysa dev projelerin gerçekleştiği yerlerin hiçbirinde böyle başarı öyküleri yok. Çünkü doğa çok ve büyük kavramlarını sadece kendine saklıyor. İnsanlara ise verdikleri ile tatmin olmayı bilmesini, maddi azla yetinip manevi çoğu başarmasını tavsiye ediyor eğer kulaklar sazlıklarda, ormanlarda, kuşların kanadında, balığın dudağında fısıldayan bu nağmeleri duyabilirse.

Ben gene, ülkemizde de dev eserler yapmış, son eseri de (8 Haziran’a dek) Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi’nin damında bulunan arazi sanatçısı  Andrew Rogers’a kulak verelim istiyorum. Şöyle diyor: Biz aslında dünyanın bakıcılarıyız sadece. Dünya üzerinde yaptığımız her şeyin sonraki nesiller için sonuçları olacak. Antik sembolleri yerleştirip onları modern bir içerikle yeniden yarattığımızda bizden önce kimler vardı, ne yapıyorlardı diye düşünmemizi sağlayabilirler.”

Pearce ise bize, bizden önce kimlerin neler yaptığını çok detaylı anlatıyor Nehirler Kuruyunca’da. Bundan ders alabilir miyiz? O’nun deyimi ile nehirleri boşaltmadan musluklardan su akıtabilir miyiz? Büyük Göller’i ABD’nin batısına, Kongo Nehri’ni Sahra Çölü’ne ya da Sibirya’nın sel taşkınlarını Orta Asya’ya boşaltmak için megaprojelere gereksinim var mı? Yoksa daha küçük düşünüp çatılarımızdan akan yağmur suyunu toplamalı, bisiklet iç lastikleri ya da dondurma satıcılarından alacağımız plastik bardaklarla ekinleri sulamalı mıyız?

Güldüğünüzü görür gibiyim. Keşke hep gülebilsek..Nehirler ölürken, buzullar erirken, kutup ayısı besin bulmak için kendi topraklarından İzlanda sahillerine yüzmek zorunda kalırken, iklim küresel bazda değişirken keşke gülebilsek..

Su, yenilenebilir bir kaynak. Atmosferde 13 milyar metreküp olarak dolanıp duruyor. Akıllı olursak, nehirleri kurutup tüm ekosistemi alt-üst etmezsek ve bunu hemen şimdi yapmak üzere tutumumuzu değiştirirsek belki vakit çok geç olmayabilir. Sadece bir ümit..

A.Şahika Ertan



Tüm Yazıları..


ANASAYFA     KİMLİK     YAYINLAR     PROJELER     ÖYKÜ     İLETİŞİM