ESİNTİLER-Şahika ERTAN

 

YARAMAZ SIĞIRLAR AĞAÇLARI YOLDULAR

 

Koskoca bir yaz, sıcakla kavuran bir yaz, susuzlukla kurutan bir yaz gelip geçti aramızdan. Sonra aynı kurağın devam ettiği güz başladı. “Nasılsın?” diye soranlara “Yağmur yağarsa daha iyi olacağım.” dediğimde şaşkın şaşkın yüzüme bakıyorlardı. Sonra anlatmaya başlıyordum susuzluk nedeniyle doğanın, sonra da tüm yaşam desteğini ondan alan bizlerin başına gelenleri. İstisnasız hak veriyordu her soru soran. Ne yazık; benimle bunu konuşana dek düşünmemişlerdi olup-biteni demekki. İşte onun için bir önceki makalede herkese dünyayı, sadece gelip-geçen bir canlı olmaktan öte taa hücrelerine kadar hissedebilen bir birey olarak algılamalarını sağlık vermiştim. Böyle yapanlar görebilirdi ancak yaz boyu ve güz boyu süren kurağın getirdiği trajediyi. Ben gördüm. Yaklaşık 20 yıldır ömrümün neredeyse yarısını geçirdiğim Trakya köyünde. Sığırlar ilk kez bu yaz, ormanda güçlerini yetirebildikleri ağaçları yüklenip yere eğiyorlardı. Aslında ilk dikkatimi çeken, bu yaza dek hiç görmediğim bir manzara oldu. Hergün içinden geçtiğim ormanda, daha çok  sayıda ağaç, yerden yukarı değil de yukarıdan yere doğru eğilmiş hale geliyordu. Ağaçlar yerden yaklaşık 40-50 cm. yukarıdan kırılıyor ve yapraklı dalları yere eğiliyordu. Köyde çobanlık yapanlara sordum. Cevap şaşırttı beni.

 

Burada hayvanı olanlar sabahları köyün üst başından ormana gönderir sığırlarını. Yem masrafı böylece aşağıya çekilir. İyi de bu yaza kadar ormanaltı bitki örtüsü beslerdi bu hayvanları ama bu yaz toprak kurudukça kurudu, kurudukça kurudu ve sonunda tek bir yeşil ot kalmadı yerlerde. Aklını kıt sandığımız sığırlar baktılar ki yerde olmayan yeşil, dalların ucunda var; dururlar mı? Var güçleri ile göğüslediler 10-15 cm. kutrundaki dişbudakları, meşeleri, üvezleri; yere inen dalların ucundaki yaprakları da birgüzel işkembeye indirdiler. Benim çobandan öğrendiğim sır da işte buydu. Kurak yazın, kurak güzün şu minicik Trakya köyündeki bir bedeli. Tabii bu zor günlerin habercisiydi belki de ilkbahar sonunda tüm ağaçları, çalıları saran inanılmaz tırtıl sürüleri ve çekirge akını. Sadece burayı değil gezi sırasında gördüğüm Taşköprü’nün dağlarını bile sonbahar rengine çevirmişti bu yılki böcek istilası. Aslında bir felâket sayılabilecek tırtıl zararı, bilim camiamızda ve basınımızda hiç de yaptığı tahribat kadar önemsenmedi. Ama orman nasibini aldı, tüm ağaçlar yapraksız kaldı; meyve ağaçları bile.. Pekiyi yapraksız bu bitkiler nasıl fotosentez yapıp beslenip gelişebilecekler? İşte önce kurağın öncüsü tırtıl-çekirge istilâsı; ardından kurağa bağlı birsürü tahribat, sığırların ağaçları devirmesi..Bunlar benim kısıtlı dünyamdaki gözlemlerim. Ya görmediklerim?

 

Ne kadar isterdim  yağmur yağarsa daha iyi olacağımı söylediğimde şaşanlara bunları bir gösterebilmeyi. Ne yapalım, hiç olmadık Doğa Gözcüleri Derneği tanıtım sitesi ile size sesimi duyurabildim. Lûtfen, çevrenizde olup bitenlere dikkat edin. Siz de küresel iklim değişikliği gibi dev sorunun, bunun dışındaki yanlış uygulamaların doğamıza verdiği zararı fark edebilirsiniz. Düzelme için önce, çok geç olmadan hepimizin görmesi gerek.

 

A.Şahika Ertan

12.11.12 Eski Eğrek



Tüm Yazıları..


ANASAYFA     KİMLİK     YAYINLAR     PROJELER     ÖYKÜ     İLETİŞİM