Kimliğimiz|Projeler|Yayınlar|Doğuş Öyküsü |Gönüllü İnci Grubu | İletişim | Ana Sayfa

 

 

Proje Ana Sayfası

Proje Özeti

Projenin Amacı

Proje Ekibi

Proje Gerekçeleri

Proje Hedefleri

Proje Alanı

 

SÜRDÜRÜLEBİLİR İNCİ KEFALI BALIKÇILIĞI VE TÜKETİMİ

2. Evre: Sürdürülebilir Geçim Kaynaklarının Altyapısını Hazırlama ve Sürdürülebilir Tüketim Alışkanlıklarını Tanıtma

PROJENİN GEREKÇELERİ

  1. İnci kefalı populasyonunun üreme zamanında yapılan yanlış avcılık yüzünden tehdit altında olması

İnci kefalı, esas yaşam alanı olan Van Gölü’nde yumurta bırakamadığı için, ilkbahar aylarında sürüler oluşturarak akarsulara göç eder. 1996 yılı verilerine göre toplam avcılığın %93’ü bu üreme göçü esnasında yapılmaktaydı. 2003 yılı verilerine göre bu oran %65’e gerilemiş olmakla birlikte, yanlış avcılık halen devam etmektedir. Üreme zamanında yapılan avcılık, hem balıklar yumurtlamadan yakalandığı için genç bireylerin stoka katılmasını engellemekte, hem de stok sürekliliğini sağlayacak yumurtlayıcı balıklar avlandığı için, damızlık balıkları azaltmaktadır. Bu çift yönlü etki üreme dönemi balıkçılığı engellenmedikçe devam edecektir. Üreme dönemi balıkçılığı son 10 yıl içinde %60 oranında azaltılmıştır. Ancak sürdürülebilir balıkçılık yönetimine geçiş için bu oran yeterli değildir. Özellikle bazı köylerde üreme dönemi balıkçılığına direnç sürmektedir. Üreme dönemi balıkçılığını tetikleyen sürdürülemez tüketim alışkanlıkları 10 yıl öncesine göre önemli derecede azalma göstermekle birlikte hâlen devam etmektedir.

 

  1. Sürdürülebilir Geçim Kaynakları Yeterince Tanınmıyor ve Altyapısı Hazır Değil

UNDP-GEF/SGP desteği ile 2001 yılından beri inci kefalının sürdürülebilir balıkçılığa kavuşturulması ve alternatif geçim kaynakları oluşturulması yönünde çalışmalar yürütülmektedir. 2001 yılında başlatılan  proje sonuçlarına göre alternatif geçim kaynağı olarak kış balıkçılığının geliştirilmesi, balık tuzlama atölyelerinin kurulması, balık konserve atölyelerinin oluşturulması ve inci kefalı göçünün izlenmesi temeli üzerine kurulacak ekolojik turizm belirlenmişti. 2004 yılında başlatılan projenin birinci evresinde ise bu alternatiflerin dışında arıcılık, büyükbaş hayvan besleme, tavukçuluk, seracılık ve üreme dönemi balıkçılarının kendi önerecekleri başka geçim kaynakları, köylülere sunulmuştur. Proje kapsamında yerel halkın sosyal, kültürel ve geleneksel yapısına ilişkin yürütülen sosyolojik araştırma kapsamında sunulan alternatif geçim kaynakları ile yerel halkın sosyokülterel ve geleneksel yapısının uyumu test edilmiştir. Buna göre büyükbaş hayvan besiciliği ezici bir çoğunlukla en çok tercih edilen alternatif olarak karışımıza çıkmıştır (Şekil 1).

Şekil 1. Balıkçı köylerinin alternatif geçim kaynağı tercihi

Alternatif geçim kaynaklarına ilişkin Şekil 1 incelendiğinde, Van ili balıkçı köylerinde alternatif gelir kaynağı olarak “besicilik” seçeneğinin birinci öncelikte belirdiğini görüyoruz. Yüzde 47 gibi yüksek bir oranda besiciliğin tercih edilmesinin nedenleri açıklanabilir. Önde gelen nedenin büyük baş hayvanların yörede başlı başına bir yatırım aracı olarak görülmesi olduğu düşünülebilir. Bunu destekleyen yan neden ise yöre halkının yaklaşık %65’inin zaten hayvancılıkla uğraşması ve hayvancılıkla uğraşan hanelerin az veya çok mutlaka bir büyük baş hayvanının bulunmasıdır. Böyle bakıldığında yörede yaşayan insanlar zaten bildikleri bir üretim teknolojisini tercih etmekte ve kendilerine yabancı geldiğini varsayabileceğimiz turizm gibi alternatiflere fazlaca itibar etmemektedir (%8). Oysa dışarıdan bakan bir göz tarihi ve doğal potansiyellerini dikkate alarak Van Gölü civarında turizmin çok verimli bir alternatif olacağını düşünebilirdi. Besiciliğin yıllardır merkezi ve yerel yönetim birimler tarafından teşvik edildiği ve desteklendiği düşünüldüğünde, bu tercih içinde bu desteklerin önemli bir yer tuttuğu düşünülmektedir. Diğer taraftan yerel halkın, geleneksel kültürü içinde çok yeri olmayan yeni geçim kaynaklarını riskli görmektedir. Bu yüzden besicilikten sonra sırasıyla en çok tercih edilen balık tuzlama atölyesi, balık konserve atölyesi, kış balıkçılığı ve turizm alternatiflerine ilişkin tanıtım  ve altyapı oluşturma çalışmalarına gerek vardır. Kış balıkçılığının son yıllarda hızlı bir yükselme trendi yakaladığı yadsınamaz bir gerçektir. Bu yüzden daha önceki projelerde elde edilen kış balıkçılığına ilişkin bilgilerin ve örnek tekne modelinin yaygınlaştırılması, bu artışı destekleyen çalışmalar olacaktır.

Balık tuzlama ve konserve atölyelerinin neredeyse eşit oranda tercih edilmesi, bu iki alternatifin birlikte değerlendirilmesi zorunluluğuna işaret etmektedir. Zira geleneksel olan tuzlu balığa olan ilginin yok edilemeyeceği göz önüne alındığında, bu yöntemin iyileştirilmesi ve benzer bir saklama yönteminin de bunun yanında topluma sunulması önemlidir. KOSGEB desteğinde tamamlanan proje kapsamında üretilen inci kefalı konservesi, kalite açısından piyasadaki alabalık ve palamut konserveleri ile eşdeğerde, dengeli beslenme açısından ise onlardan daha üstündür. Ancak bu bilgi, balıkçı köyleri için henüz ulaşılabilir değildir. Bu yüzden hem tuzlu balık atölyesine ilişkin bilgilerin hem de balık konserve atölyesine ilişkin bilgilerin, yerel halka paylaşılması ve yaygınlık kazanmasının sağlanması önemli bir ihtiyaç olarak görülmektedir. Eğer bu bilgiler yerel halk tarafından yeterince hazmedilebilirse, son yıllarda bölgeye AB hibe programlarından ayrılan paylarla, yerel girişimin desteklenmesi yönünde sağlanan katkının, inci kefalının işlenerek tüketimine önemli katkılar sağlayacağı açıktır.

Projenin birinci evresinde elde edilen sonuçlardan bir tanesi de “Van ili balıkçı köylerine eğer yeni geçim kaynakları önerilecekse bunun mutlaka iki aşamalı bir süreç şeklinde gündeme getirilmesi” nin gerekli olduğu gerçeğidir. Birinci aşamada bu alternatifi yaşamlarına adapte etmesi beklenen yerel halkın, bu alternatifle ilgili olarak kapsamlı bir bilgilendirme ve deneyimlendirme sürecinden geçmeleri şeklinde tarif edilebilir. Bu bağlamda örnek proje hayata geçirilebilir ve bu projenin hem ekonomik olarak aktif bir yapısı olmalı hem de eğitsel bir nitelik içermesi düşünülebilir. İkinci aşamada ise, yatırım ve teşvikler yolu ile daha geniş kapsamlı bir uygulama düşünülebilir. 

  1. İnci Kefalının Üreme Göçünün Turizm Potansiyeli Konusunda Farkındalık Az ve Altyapısı Hazır Değil

İnci kefalının Mayıs-Haziran aylarında yoğunlaşan üreme göçü, son 5 yıldır bilinir olmaya başlamıştır. Zira kaçak avcılık yüzünden göç esnasında derelerde devam eden katliam manzaraları azaldıkça balığın göçü gözle görülür ve izlenebilir hale gelmiştir. Son üç yıldır her göç döneminde doğal engelleri aşmaya çalışan atlayan balık görüntüleri tüm ulusal televizyonlar ve gazeteler tarafından ilgiyle takip edilmektedir. Ancak bilginin yayılışındaki yavaşlık ve insan algısındaki yanlışlıkların düzeltilmesi kolay olmadığı için, inci kefalı göçü halen yeterince tanınmamaktadır. Son üç yıldır her göç döneminde göçün en iyi izlendiği Erciş-Deliçay’da göç gözlem günleri düzenlenmektedir. Derneğimizce geliştirilen tanıtım materyallerinin de sergilendiği bu noktada günlük ortalama 200 kişi göçü izlemektedir. Balığın yumurtlamasının da çıplak gözle izlenebildiği Muradiye-Yalındüz Köyü mevkii ise hiç bilinmemektedir. Diğer dereler üzerindeki göç manzaraları da yine hiç bilinmemektedir. Balığın göçü esnasında oluşturulacak bir yürüyüş ve bisiklet parkuruna dışardan gelecek talepler, hem yerel halkın farkındalığını artırıcak hem de tam üreme döneminde yerel halka gelir sağlayacaktır. Ancak bu derelerde belirlenecek bir yürüyüş ve bisiklet parkuruna ilişkin hiçbir bilgi yoktur. Bu bilgilerin bu proje kapsamında üretilmesi ve güzergahların belirlenerek haritaların hazırlanması planlanmaktadır. Diğer taraftan bu dereler üzerinde orijinal coğrafi yapılar bulunmaktadır. Bu coğrafi yapılara da şimdiye kadar hiç dikkat çekilmemiştir. Oysa balığın göçü ile birlikte, coğrafi yapıların da görülebileceği güzergahların belirlenmesi, yörenin turizm potansiyelini artıracaktır. Projenin birinci evresinde, balıkçı köylerindeki ankete katılanlara yöneltilen “Dere boylarına yol yapılsa, balık göçü buradan izlense nasıl olur” şeklindeki soruya %84 oranında “çok iyi olur” şeklinde cevap verilmiştir. Bu oran aslında yöre halkının, inci kefalı göçünün bir ekolojik turizm aktivitesi olarak ortaya çıkarılmasına hazır olduğunu göstermektedir. Bu yüzden proje kapsamında üç dere üzerinde göç gözlemi için yürüyüş ve bisiklet parkurlarının belirlenmesi ve altyapısının hazırlanması hedeflenmektedir.  

4.      Sürdürülemez Tüketim Alışkanlıklarının Zararı Bilinmiyor ve Sürdürülebilir Tüketim Yöntemleri Tanınmıyor

Sürdürülemez tüketim alışkanlıklarından olan tuzlu balığın çok eskilere dayanan bir geçmişi vardır. Bu yüzden yöre insanının kültürü içinde balık hep “tuzlu balık” olarak yer almıştır. Kültürel bir unsurun uzun vadede bile ortadan kaldırılamayacağı bir gerçek olduğuna göre bu alışkanlığın zararının en aza indirilmesi ve sürdürülebilir bir forma dönüştürülmesi gerekmektedir.

Van Ticaret Borsası ile birlikte yürütülen proje kapsamında sürdürülemez tüketim alışkanlıklarının boyutunu belirlemek üzere yapılan sörvey sonuçları oldukça çarpıcıdır. Buna göre: “Evinizde tuzlu balık yapılır mı sorusuna ankete katılanların %65’i evet cevabını vermiştir. Bu bize göl çevresinde evlerde balık tuzlama alışkanlığının oldukça yüksek olduğunu göstermektedir. Tuzlamanın en çok mayıs ve haziran aylarında yapıldığı görülmekte olup, yılda kaç teneke balık tuzluyorsunuz sorusuna yaklaşık %90 oranında 2-3 teneke balık tuzladığı yönünde cevap verilmiştir. Ankete katılanların sadece %20’si balığın tuzlanmadan önce temizlendiğini belirtmiş, geri kalanlar temizlemeden tuzlandığını ifade etmiştir. Aylık kaç defa tuzlu balık yenildiği yönündeki soruya katılımcıların %42’si 2-3 defa şeklinde cevap vermiştir. Ayda kaç defa taze balık yenildiği yönündeki soruya verilen cevaplarda tuzlu balığınkine benzer olup 2-3 defa yiyenlerin oranı %38 civarındadır. Tuzlu balığın saklanması esnasında erken bozulma olup olmadığı yönündeki soruya %16 oranında, bozulma görüldüğü yönünde cevap verilmiştir.”  (Sarı ve ark. 2005)

Aynı çalışma kapsamında yapılan araştırmalar sonucunda bölgede tuzlanan balıkların hemen tamamının bozulduğu belirlenmiştir. Buna göre: “Geleneksel tuzlama, balıkların içi temizlenmeden yapılmakta ve çoğu zaman 1 kg balık için 1 kg tuz kullanılmaktadır. Yapılan anket çalışması ile elde edilen bilgiye göre, evlerin %65’inde tuzlu balık yapılmakta, tuzlanan balıklar daha çok yaz-sonbahar aylarında tüketilmektedir. Göl çevresinden toplanan örneklerde yapılan analizlerde, tuz oranının tüketilebilirlik sınırlarının üzerinde olduğu, TBA ve TVB-N değerlerinin oldukça yüksek olduğu ve bu değerlere göre örneklerin tamamının bilimsel olarak “bozulmuş” olarak sınıflandırıldığı görülmüştür. Bu yüzden yörede halk sağlığının korunması için yüksek tuz içeren tuzlu balık tüketiminin sınırlandırılması veya iyileştirilmesi bir zorunluluktur. Geleneksel kökenlere dayanan tüketim alışkanlıklarının değiştirilmesi neredeyse imkansız olduğuna göre, bu tüketim şekillerinin iyileştirilmesi en doğru yaklaşımdır. Bu gerekçelerden hareketle yeni bir tuzlama yöntemi geliştirilmiştir. Yeni geliştirilen yöntemle üretilen tuzlu balıklarda tuz oranı, TBA ve TVB-N değerleri tüketilebilir sınırlar içinde kalmış olup, balıkların bozulmasına neden olabilecek mikroorganizma görülmemiştir.”  (Sarı ve ark. 2005).

Bu bilgiler ışığında adı geçen proje kapsamında yerel halkın yaptığına benzer ancak üreme dönemi dışında avlanan balıklardan üretilmiş balıkların kullanıldığı bir tuzlama yöntemi geliştirilmiştir. Bu yöntemde kullanılan tuz miktarı 1/1 ( 1 kg balık için 1 kg tuz kullanımı) den 3/1 ( 3 kg temizlenmiş balık için 1 kg tuz kullanımı) indirilmiş, balığın iç organları temizlenmiş ve kafası kesilmiştir. Bu yöntemle yapılan bir tuzlu balığın hem ömrü daha uzun, hem de bozulma riski daha azdır. Ancak bu yöntem henüz balıkçı köylerinde bilinmemektedir. Ayrıca inci kefalının tuzlu balık olarak tüketiminin dışında taze olarak tüketimi de birkaç yöntemden ileriye gitmemektedir. Köylü kadınlarla daha önceki proje kapsamında yapılan görüşmelerde yeni tüketim şekillerine açık oldukları ancak yeni pişirme tekniklerini bilmedikleri ortaya çıkmıştır.

Diğer taraftan projenin birinci evresinde geliştirilen “Doğru ve Dengeli Beslenmede Balığın Yeri ve Önemi” isimli eğitim seti ile sınırlı sayıdaki köyde kadınlara yönelik eğitim çalışmaları yapılmıştır. Bu eğitim çalışmalarının sonuçlarına göre, köylü kadınlar balık eksenli verilen balığın doğru tüketimini içeren eğitime çok büyük ilgi göstermektedirler. Hatta bazı köylerde aynı eğitimi erkeklerde ayrıca almak istemişlerdir.

Bu yüzden projenin ikinci evresinde sürdürülebilir tüketim alışkanlıklarının köylülere tanıtılması, bu tüketim şekillerinin teşvik edilmesi, balığı sofraya hazırlayan kadınların temel hijyen, doğru beslenme ve balığı doğru tüketme konusunda eğitilmesi hedeflenmektedir.  

  1. Sürdürülebilir Balıkçılık İçin Gerekli Olan Sosyal Değişimi Destekleyici Bilinç Oluşturma Çalışmaları Yeterli Değil

Sürdürülebilir inci kefalı balıkçılığı için, yöre insanının sosyal ve kültürel dokusunda değişimin bir zorunluluk olduğu daha önceki çalışmalarla ortaya konulmuştur. Ancak bu değişim nasıl olmalıdır? Üreme dönemi balıkçılığından vazgeçmek konusunda gösterilen direncin bir çok sebebi olmakla birlikte, temelinin “sosyolojik” olduğu ortaya konulduğuna göre bu “sosyolojik değişim” nasıl gerçekleştirilecektir? Değişimin kısa vadede ve dar persperktifli çalışmalar ile gerçekleşmeyeceği temel bir kabuldür. Zira dışa kapalı toplumlarda sürekli kendi değerleri ile yoğrulma ve sürekli içten beslenme sonucunda değişime karşı bireysel kabulü güçleştirmektedir. Ancak yerel toplumun beslendiği kaynakların dışardan desteklenmesi uzun vadede olumlu sonuçlar verebilmektedir. Dışardan sağlanacak desteğin en etkilisi eğitimdir. Bu projenin birinci evresinde elde edilen sonuçlardan bir tanesi de üreme dönemi balıkçılığında ısrar eden köylerdeki ortalama eğitim yılının diğerlerinden daha düşük olduğudur. Kültürel açıdan  kendi kendini besleyen topluluklarda, bu iç beslenmenin doğal bir sonucu olarak değişime direnç gelişmektedir. Bu direncin kırılmasında dış müdahale kaçınılmaz bir yoldur. Ancak dış müdahalenin, topluluğa yabancı olmayan aktörler tarafından ve alışılmış yordamlarla yapılması bir zorunluluktur. Bu yüzden bu proje kapsamında sosyal değişimi destekleyen uygulamalar yapılması hedeflenmektedir. Köylerde TV seyretme alışkanlığı çok yüksektir. Birinci evredeki sosyolojik araştırma esnasında, ankete katılanların %88’i her gün düzenli olarak TV seyrettiğini beyan etmiştir. Bu durumda sosyal değişimi desteleyici eğitim çalışmalarında, yerel toplumun alışık olduğu TV etkili bir şekilde kullanılabilir. Bu yüzden proje kapsamında doğa-insan ilişkilerini anlatan çeşitli filmler ve belgeseller köy kahvelerinde düzenlenecek gösterilerle insanlara sunulacaktır. Böylece daha önceki yıllarda sürdürülen sohbet veya slayt gösterisi şeklinde yapılan eğitimler pekiştirilmiş olacaktır.

2SDesign Copyright 2004