Kimliğimiz|Projeler|Yayınlar|Doğuş Öyküsü |Gönüllü İnci Grubu | İletişim | Ana Sayfa

Sürdürülebilir İnci Kefalı Balıkçılığı ve Tüketimi
1. Evre: Alternatif Geçim Kaynaklarının Yerel Halkla Birlikte Değerlendirilmesi ve
Geleneksel Tüketim Alışkanlıklarının Değiştirilmesi


Proje No.: TUR-03-15

Başvuran kuruluşun:
Adı: Doğa Gözcüleri Derneği
Adresi: P.K. 44 , Van
Telefonu: 0432 225 14 01
Faksı : 0432 225 14 01
E-mail adresi : [email protected]
Web sayfası : www.dogagozculeri.org
Proje sorumlusu (adı ve ünvanı): Doç. Dr. Mustafa SARI
Proje sorumlusunun telefonları: 0432 225 14 01
Kuruluş sorumlusu (adı ve ünvanı): Doç. Dr. Mustafa SARI, Yönetim Kurulu Başkanı

Proje ortağı kurumlar:
Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı (ÇEKÜL)
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gönüllü İnci Grubu
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Su Ürünleri Bölümü

Proje odak alanı uygulama programı : Kıyı,deniz ve tatlısu ekosistemleri

Projenin süresi: 12 ay (ilk evre) Şubat 2004 – Şubat 2005


Destekleyen Kuruluş: Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Küresel Çevre Fonu Küçük Destek Programı (UNDP-GEF/SGP)


PROJE ÖZETİ
Sürdürülebilir İnci Kefalı Balıkçılığı İçin Alternatif Geçim Kaynağı Oluşturma ve Geleneksel Tüketim Alışkanlıklarının Değiştirilmesi

Van Gölü, tuzlu- sodalı suları ve orijinal biyoçeşitliliği ile dünyadaki en ilginç ekosistemlerden birisidir.
Sularının yüksek derecede sodalı olması (pH 9.8) yüzünden, aslında yüksek yapılı canlıların yaşamasına
uygun bir ortam değildir. Bu yüzden göl sularında hem içsu balıkları hem de deniz balıkları yaşayamaz.
Göl sularına adapte olmuş endemik tek tür olan inci kefalının (Chalcalburnus tarichi) dışında balık
yaşamamaktadır. İnci kefalı, sazangiller familyasına mensup, ortalam boyu 19.5 cm, ortalama ağırlığı 80 g civarında, yaşamını gölde sürdüren ancak üremek için ilkbahar aylarında akarsulara göç eden bir türdür.

Avcılığının büyük bir kısmı Mayıs-Haziran aylarında yoğunlaşan üreme göçü esnasında yapılmaktadır.

Daha önceden yapılan çalışmalarla üreme göçü esnasında yapılan avcılık önemli ölçüde azaltılmakla
birlikte, halen devam etmektedir. Üreme dönemi balıkçılığında ısrar edenlerin en önemli gerekçeleri,
geçim kaynaklarının darlığı ve balığın tuzlu ve yumurtalı olarak tüketilmesi alışkanlığı olarak sıralanmaktadır. Daha önceki çalışmalarla bu gerekçelerden hareketle hem geçim kaynaklarını çeşitlendirecek hem de tüketim alışkanlığını değiştirebilecek bazı alternatifler geliştirilmiştir. Üreme
dönemi balıkçılığını önlemek üzere kış balıkçılığı, balık tuzlama atölyesi, balık konserve atölyesi ve
turizm yeni alternatif geçim kaynakları olarak belirlenmiştir. Kış balıkçılığının daha cazip hale getirilmesi ancak bazı taleplerin karşılanması ile olabilecektir. Avlanan balığın pazar sorunu yaşanmadan satılması, balıkçı tekneleri için barınaklar inşaası bunlar arasında en çok dile getirilen taleplerdir. Balık tuzlama atölyeleri, balığın işlenerek pazarlanmasına olanak sağlayacağı gibi, balığın yöre halkı tarafından sadece üreme döneminde hijyen koşullarından uzak, tuzlanarak saklanmasının önüne geçebilecek, üreme dönemi dışında her zaman hijyen koşullarına uygun tuzlanmasını ve paketlenerek pazara sunulmasını mümkün kılacaktır. Böylece hem balık değerlenmiş olacak, hem yörede yeni bir iş kolu doğmuş olacaktır.

Balığın konserve edilerek pazara sunulmasının da aynen tuzlama atölyelerinde olduğu gibi hem balığın
değerlenerek pazarlanmasına hem de yeni bir iş kolu olarak geçim kaynaklarını çeşitlenmesine katkı
sağlayacağı düşünülmektedir. Diğer alternatif geçim kaynağı turizm ise yöre halkı için tamamen yeni bir
olgudur. Balığın orijinal üreme göçünü izlemek üzere, yöre dışından gelecek insanlar hem yerel halka
para bırakacaklar, hem de balığın önemli bir biyoçeşitlilik unsuru olduğunun anlaşılmasına katkı
sağlayacaklardır. Yerel halk arasında yaygın olan tuzlu ve yumurtalı balık tüketim alışkanlığı, üreme
dönemi balıkçılığının önlenmesinde önemli bir geleneksel unsur olarak görülmektedir. Bu yüzden tuzlu
ve yumurtalı balık tüketim alışkanlığının değiştirilmesi, üreme dönemi avcılığını önemli ölçüde
azaltacaktır.

Bu proje kapsamında, üreme dönemi balıkçılığının önlenmesine katkı sağlayacak ve inci kefalı
balıkçılığını sürdürülebilir kılacak alternatif geçim kaynaklarına yerel halkla birlikte karar verilecektir.

ABSTRACT
The development of income generation alternatives and changing of traditional consume
habits for the sustainable fishing of pearl mullet.

The Lake Van is a interesting ecosystem in the world that its water contain saline-soda and has original biodiversity. Lake has highly alkaline and salty water. As a result of this, lake which has 9.8 pH, is known as alkaline lake and not suitable for either freshwater fish or marine fish. There is only one type of fish lives in the lake known as Van fish or pearl mullet, (Chalcalburnus tarichi), which is a member of cyprinidae family, its mean fork length 19.5 cm and mean weight 80 g approximately. Pearl mullet is an immigrant type fish that normally lives in lake water, but at the reproduction period (April-June) immigrates to the surrounding freshwater rivers. After the reproduction period they return to the lake. Pearl mullet fishing is done most part of catching during the spawning migration in April-June. This type of fishing is caused to overfishing, that's why some studies were done related with reduction of this type fishing ratio into total fishing. Nowadays, reproduction fishing ratio is decreased the smallest level for last ten years into total fishing, although it is continue. The most important reasons for fishermen of the reproduction period are insufficient income resources and traditional consumption habits that fish consume
salty and with eggs. For these reason, some alternative income resources for diversify of income resources and changing of consume habits were evolved during last project studies. For cutting of reproduction period fishing, alternative income resources were determined as winter fishing, small plant for salted fish, small plant for canned fish and tourism. If some requests of the fishermen are meet, winter fishing techniques will be more attractive. Fishermen are request as exceed to marketing problems and building fish landing place. The small plant of salted fish is get to processed fish for high marketing value, prevent to consume habits of the traditional salted fish in which not suitable hygiene conditions. In addition, it is help to producing of high quality salted fish in suitable hygiene conditions except reproduction period and submitting to market as packet salt-fish. So, value of fish will be increased and generated to new income source. Also, products of canned fish as well as small plant of salted fish will be increased value of fish and diversified income sources. Tourism as alternative income source is a new event for local people. Tourists will give to new economical liveliness, and local people will be understood with tourist movement that fish an important biodiversity for this region. The changing of consume habits
of salted and with eggs fish is be seen an important traditional event for prevent of the reproduction period fishing. Thus, changing of consume habits of salted and with eggs fish is be thought to decrease of reproduction period fishing.

In this project, alternative income resources to local people for prevent of reproduction period fishing and sustainable fisheries of the pearl mullet will determined with participation of the local people.


PROJE ALANI, DAHA ÖNCE YAPILAN ÇALIŞMALAR VE MEVCUT DURUM

Proje alanını Türkiye'nin doğusunda yer alan Van Gölü ve bu göle dökülen akarsular oluşturmaktadır (Şekil 1)


Şekil 1. Van Gölü, göle dökülen büyük akarsular ve Türkiye haritasında gölün konumu

Göl suyunun pH değeri 9.8 civarında tuzluluğu ise % 0.19 olarak bildirilmektedir (Kempe et al., 1978). Denizlere göre daha fazla potasyum ve lityum içerir. Göl suyundaki karbonat ve bikarbonat iyonları toplam klorür iyonundan fazla olup deniz suyuyla karşılaştırıldığında karbonat iyonları 100 kat fazladır. Sülfat konsantrasyonu ve fosfat iyonu denizlerle karşılaştırıldığında oldukça yüksektir (Tuğrul ve ark., 1984). Göle dökülen akarsuların kimyasal özellikleri geçtikleri arazinin yapısına bağlı olarak değişmektedir. Akarsularda sodyum en önemli katyon olup, bunun bir kısmı bikarbonat ile dengelenerek Van Gölü'nün bir soda gölüne dönüşmesinde ana rolü oynamaktadır (Degens et al., 1978).

Gölün biyolojik çeşitliliği hem tatlı hem de tuzlu sulardan önemli derecede farklılık göstermektedir. Gölün fitoplankton varlığı Diatome, Bacteriophyta, Cynophyta, Chlorophyta, Flagellata ve Phaeophyta gruplarına ait 103 tür, zooplankton varlığı ise Rotatoria, Cladocera ve Copepoda gruplarına ait 36 türden oluşmaktadır.

Proje konusuyla ilgili sosyo-ekonomik yapı;

Proje alanı Doğu Anadolu bölgesinde yer almaktadır. Bu sebeple bölgenin sosyal ve ekonomik tüm özelliklerini içinde barındıran bir yapıya sahiptir. Doğu Anadolu Bölgesi, bugün bütün sosyo-ekonomik göstergeler itibarıyla geri kalmış bir bölgedir. İller itibarıyla gelişmişlik düzeyi değişmekle birlikte, kişi başına düşen gelir Türkiye ortalamasına göre oldukça düşüktür (Türkiye ortalamasının yüzdesi olarak kişi başına düşen yıllık gelir (1997, %) Van-27.4, Bitlis-25.3). 1990'ların ortalarında iller itibarıyla gelişmişlik sıralamasında son 16 ilin 12'si Doğu illeridir. Bölge, uzun süredir, en azından son 30-40 yıldır, Türkiye'nin diğer bölgelerine göre daha geri durumdadır. 1945 yılında, yapılan bir sıralamaya göre en az gelişmiş 16 ilin son 6'sı, 1965 ve 1985'te ise, son 16 ilin 9'u Doğu Anadolu Bölgesi'ndedir. Sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasında 1945'te 23'üncü olan Van, 1997'de 67'inciliğe, 37'inci olan Kars 62'inciliğe düşmüştür. 1965 yılında, Bölgenin cari fiyatlarla, ülke GSYH'sı içindeki payı yüzde 6.6 iken, bu oran, 1987'de yüzde 4.3'e, 1997'e ise yüzde 4'e düşmüştür. Bölge'de reel üretim hacmi çok
yavaş artmaktadır (DPT, 2001).

Bölge'nin ekonomisi tarım ağırlıklıdır. 1990 Genel Nüfus Sayımı verilerine göre tarımsal istihdamın toplam istihdam içindeki payı illere göre yüzde 62.2 ile yüzde 85 arasında değiştiği halde, sanayide çalışanların payı ancak yüzde 1.8 ile yüzde 7 arasındadır. Türkiye genelinde bu oranlar aynı yıl sırasıyla, yüzde 53.7 ve yüzde 12.8'dir. Sanayide yaratılan katma değerin toplam ülke sanayi katma değeri içindeki payı, (cari fiyatlarla) 1987'de yüzde 2.9, 1997'de yüzde 2.4; imalat sanayiindeki katma değerin toplam ülke imalat sanayii katma değerine oranı ise 1987'de yüzde 2, 1997'de yüzde 1 ,8'dir (DPT, 2001).

Doğu Anadolu Bölgesi'nin temel sorunlarından birisi yüksek doğal nüfus artış hızıdır. Yakın zamanlara kadar çok yüksek olan bebek ölüm oranlarına rağmen, yüksek doğurganlık oranları ve yeterli düzeyde olmasa da modern tıbbi hizmetlerin, özellikle koruyucu halk sağlığı hizmetlerinin, artan ölçüde Bölge'ye girmemesi nedenleriyle, doğal nüfus artış hızı en azından son 30 yıldır çok yüksek düzeylerdedir. Doğu Anadolu Bölgesi illerinin çoğunda, 1965- 1990 arası yıllık doğal nüfus artış hızı yüzde 3.5 ile yüzde 3.9 arasında seyretmiştir. Doğal nüfus artış hızı, göçlerin etkisiyle 1995-2000 arası Bölge genelinde yüzde 2.2'ye gerilemişse de, bu oran yüzde 1.6 olan ülke ortalamasının hayli üzerindedir. Yüksek doğal nüfus artışı, özellikle kırsal kesimde kaynaklar üzerinde baskıyı artırmış ve iklimsel özeliklerle birleşince, yaygın bir işsizlik sorununa neden olmuştur (DPT, 2001).

Proje alanında genel ekonomik ve sosyal göstergeleri yukarda açıklanmaya çalışılan yaklaşık 14 bin insan, geçimini inci kefalından sağlamaktadır. İnci kefalı, yukarda fiziksel özellikleri verilen Van Gölü'nden elde edilen tek biyolojik varlıktır. 1960'lı yıllarda sadece 600 ton avlanırken günümüzde bu rakam 15 bin tonlara kadar çıkmıştır 2003 yılı fiyatları ile yapılan bir hesaplamaya göre inci kefalının 10 trilyon TL cirosu söz konusudur.


Proje konusuyla ilgili yasal ve kurumsal yapı

Van Gölü balıkçılığı 1970'li yıllara kadar Devlet Liman İşletmeleri Genel Müdürlüğü Tatvan Feribot İşletmesi tarafından özel bir kanunla yönetilmiştir. 1971 yılında 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu'nun yürürlüğe girmesi ile Van Gölü balıkçılığı da bu kapsama alınmıştır. Su Ürünleri Kanunu'na uygun olarak bundan sonra her yıl düzenli olarak çıkarılan Su Ürünleri Sirküleri'nde inci kefalı avcılığı ile ilgili bazı düzenlemelere gidilmiştir. 1998 yılına kadar sadece üreme dönemindeki avcılığı düzenlemeye yönelik olarak tarihi sık sık balıkçının isteği doğrultusunda değişen kapalı sezon uygulaması 1970'li yıllarda başlatılmıştır. 1998 yılından itibaren ağ gözü genişliklerinin 20 mm'den daha küçük olamayacağı, bir teknede 5000 m'den daha fazla ağ bulunamayacağı gibi hükümler de sirkülerde yer almıştır (TKB, 1999). Kapalı sezon uygulaması 1996 yılına kadar gölün bir kısmında 25 Mayıs-1 Temmuz, diğer bir kısmında ise 15 Mayıs-1 Temmuz olarak uygulanmaktaydı. 1996 yılından itibaren üniversitenin önerisi doğrultusunda kapalı sezon bütün gölde 10 Mayıs-1 Temmuz tarihleri arasında uygulandı. 1999-2000 yıllarında uygulanan 33/1 Numaralı Su Ürünleri Sirküleri'nde ise bu tarih aynı kalmakla birlikte yukarda bahsedilen ağ gözü genişliği ve ağ sayısına sınırlama getiren hüküm üniversite ile Av ve Yaban Hayatı Koruma Geliştirme ve Tanıtma Vakfı'nın ortak önerisi ile yer aldı. 2001-2002 yıllarında uygulanacak sirkülerde ise kapalı sezon uygulamasının tarihleri üniversite, Av ve Yaban Hayatı Koruma Geliştirme ve Tanıtma Vakfı ve ÇEKÜL Vakfı'nın ortak önerisi olan 15 Nisan-1
Temmuz olarak kabul edildi ve 2001 yılından itibaren bu şekilde uygulandı.

Van Gölü balıkçılığının yönetsel anlamda bir tek kurum tarafından yönetilmesine ilişkin bir yasal düzenleme olmadığı gibi bu amaçla hizmet gören bir kurumda yoktur. Ancak yasal olarak bütün denizler ve içsuların balıkçılık açısından yönetimi Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na verilmiştir. Kırsalda jandarma, köy ihtiyar heyetleri, orman bekçileri; kentsel mekanlarda polis ve belediye zabıtaları balıkçılığın yönetiminde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na yardımcı olarak görev yapmaktadır. Su ürünlerinin üretimine yönelik yatırımlarda 8 ayrı bakanlık görevli olduğu gibi, doğal ortamların kiralanmasında Maliye Bakanlığı yetkilidir. Tüm suların kullanımı ve işletilmesi konusunda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü yetkilendirilm iştir. Ülkemizdeki bu karışık yapıya uygun olarak Van Gölü'nün yönetimi de tam bir karmaşa sergilemektedir. Su Ürünleri Kanunu'nda tüm balıkların üreme döneminde korunması hükme bağlanmışken, Van Gölü mansapları üreme zamanında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın önerisi ile her yıl (bazı yerler 5 yılda bir) Maliye Bakanlığı Milli Emlak Müdürlüğü tarafından kiraya verilmektedir. Yine ilgili kanunda akarsulardan tarımsal ve diğer amaçlı yararlanmalarda akarsu kaynaklarında bulunan su ürünlerine zarar vermeyecek bir uygulamaya gidilmesi hükme bağlanmasına rağmen, göle sularını boşaltan ve inci kefalının üreme habitatlarını oluşturan akarsular tarımsal sulama amacıyla tamamen dere yatağından
alınmaktadır. Kapalı sezonun denetlenmesi yasa ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na verildiği halde bu denetlemeler ciddi biçimde aksamakta ve ancak STK-üniversite-jandarma-polis işbirliği ile yürütülebilmektedir.

1997 yılından itibaren geliştirilerek hayata geçirilmeye çalışılan, alternatif balıkçılık yönetimi kararları, bu güne kadar tam olarak uygulanamamıştır. Ancak bu yönetim planının önemli maddeleri uygulamaya aktarılmıştır. Alternatif yönetim planının en önemli kısmı olan, yanlış üreme dönemi avcılığının önlenmesi ve bu dönem balıkçılarının kış aylarındaki avcılığa yönlendirilmesi büyük ölçüde başarılmıştır. Bu değişim Tablo 1'de verilen rakamlarla daha iyi anlaşılabilmektedir.

Tablo 1. Van Gölü inci kefalı balıkçılığının yıllara göre yapısal değişimi
Yıllar
Parametreler 1996 2003
Üreme dönemi balıkçılığında kullanılan manyat ağı sayısı 92 45
Kış balıkçısı sayısı 101 160
Kış balıkçılığında birim av verimi (kg/100 m/gün) 2.622 7.850
Balıkların ortalama çatal boyu (cm) 16.74 19.35
1 kg'a giren balık sayısı (adet) 16-18 10-12
Balıkçılığın toplam cirosu (TL) 750 milyar 10 Trilyon
Balıkçılığın toplam cirosu (USD) 3 659 000 7 143 000

Tablo 1 incelendiğinde görüldüğü gibi, alternatif yönetim modelinin geliştirilmesinde kullanılan 1996 yılı verileri ile, modelin kısmen uygulamaya geçirilmesinden sonra 2003 yılındaki veriler, önemli ilerleme adımlarını açıkça göstermektedir. Üreme zamanında avcılıkta kullanılan manyat ağı sayısı yarı yarıya azalırken, kış balıkçılığı yine yarı yarıya artmış, birim av verimi yaklaşık 3 kat yükselmiş, balıkların ortalama boy ve ağırlıklarında önemli artışlar gözlenmiş, balıkçılığın toplam cirosu türk lirası olarak 13 kat, ABD doları olarak iki kat artmıştır. Tüm bu olumlu değişime rağmen üreme dönemi balıkçılığı halen tam olarak önlenememiştir. Halen 45 adet manyat ağında çalışan 360 kişi (Her bir manyat ağında ortalama 8 kişi çalıştığı kabul edilirse, 45 x 8=360 kişi) üreme dönemi balıkçılığını sürdürme konusunda ısrar etmektedir.

PROJE KONUSU

Van Gölü, 3712 km2 yüzey alanı, 171 m ortalama ve 451 m maksimum derinliğe sahip, denizden 1648 m yükseklikte Türkiye'nin en büyük gölüdür. Suları yüksek derecede sodalı ve tuzludur. Bu su yapısı göle bir "soda gölü" özelliği kazandırmaktadır.

Gölde balık olarak sadece Cyprinidae familyasından bir tür olan inci kefalı (Chalcalburnus tarichi, PALLAS 1811) yaşamaktadır. İnci kefalı göçücü bir türdür. Gölde yaşamasına rağmen üremek için göle sularını boşaltan akarsulara göç eder ve üreme sonrasında tekrar göle döner. İnci kefalı iki farklı sezonda iki farklı avcılık yöntemi ile avlanmaktadır. Balık Nisan-Temmuz ayları arasında üremek amacıyla akarsulara göç etmektedir. Ancak Van Gölü'nün sodalı-tuzlu sularından tatlı su özelliğindeki akarsulara hemen giriş yapamamaktadır. Biyolojisi gereği osmotik ayarlamanın gerçekleşmesi için akarsuların göle döküldüğü "mansap" kısımlarında bir süre beklemektedir. Bu bekleme esnasında mansaplarda büyük sürüler oluşturmaktadır. Birinci avcılık şekli, üreme göçü için mansapta bekleyen balıkların manyat, ığrıp gibi kıyı sürütme ağları ile avlanması şeklinde gerçekleşmektedir. Bu dönemde ayrıca akarsular üzerine kurulan basit tuzaklarla da avcılık yapılmaktadır. Toplam avcılığın %90'ı bu avcılık metoduyla gerçekleşmektedir. Bu avcılık metodu geleneksel olup, eski çağlardan beri yöre halkı balığı hep bu dönemde avlamıştır (Sarı 1997b, Sarı 2001a).

İkinci avcılık şekli ise balığın esas yaşam habitatı olan Van Gölü'nde Eylül-Nisan ayları arasında yapılan "kış balıkçılığı" dır. Bu dönemde balıkçılar 8-16 m boyundaki tekneler kullanarak, göz genişlikleri 16-20 mm olan fanyalı uzatma ağlarla avcılık yapmaktadırlar. Eylül ayında 15-20 m derinliklerde başlayan avcılık havaların soğuması ile birlikte 50-60 m derinliklere kadar inmekte ancak ilk baharda havaların tekrar ısınmasına paralel olarak 20-30 m derinliklerde yapılmaktadır. Bu avcılık şekli 1970 sonrası gelişmiş olup gittikçe yaygınlaşmaktadır. Ancak halen toplam avcılığın sadece %30'u kış aylarında yapılmaktadır(Sarı 1997b, Sarı 2001a).

UNDP-GEF Küçük Destek Programı (SGP) desteğinde 2001 yılında başlatılan proje kapsamında bu olumlu sonuçlar pekiştirilmiş ve proje hedeflerine uygun olarak üreme dönemi balıkçılığını ortadan kaldırma üzerinde doğrudan ya da dolaylı olarak etki yapabilecek bazı alternatifler geliştirilmiştir. Bu alternatifler şöyle sıralanabilir:
a. Kış balıkçılığı : Kış balıkçılığı, üreme dönemi balıkçılığını terk edenler için, balıkçılık sektöründe yasal olarak üreme dönemi dışında gölde avcılık yapma olanağı tanıyan, önemli bir alternatiftir. Tablo 1'den anlaşılacağı üzere, üreme dönemi balıkçılarının %52'si kış balıkçılığına geçiş yapmıştır. Balıkçılık sektöründe, balıkçı olarak çalışmak isteyenler için halen önemli bir alternatiftir.
b. Balık tuzlama atölyeleri : Üreme dönemi balıkçılığı yapanların önemli bir kısmının gerekçesi, üreme döneminde avlanan balıkların tuzlanarak kış aylarında tüketim için hazırlanmasıdır. Tuzlu balık göl çevresinde önemli tüketim alışkanlığı olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak tuzlama oldukça ilkel ve hijyenik olmayan şartlarda gerçekleştirilmektedir. Balıkçı köylerinde oluşturulacak küçük tuzlama atölyeleri, balıkçıların üreme dönemi dışında avladıkları balıkları da tuzlama imkanı verecek, hem de tuzlanmış balığın paketlenerek yeni bir ürün olarak pazara sunulmasını sağlayacaktır.
c. Balık konservesi atölyeleri : Uygun büyüklükte inci kefalları seçilerek Dardanel Balık Konservesi Fabrikası'na gönderilerek 4 çeşit konserve (30 kutu) yaptırılmış, bu konserveler göl çevresindeki insanların beğenisine sunulmuştur. Tadanlar tarafından beğenilen inci kefalı konservesi, balığın işlenerek satılmasında yeni bir alternatif olarak düşünülmüştür. Göl çevresinde balıkçılık yapılan köylerin yaz aylarındaki önemli geçim kaynaklarından birisi de sebze yetiştiriciliğidir. Köylerde sebze konservesini kendisi yapan köylülerin eğer uygun argümanlarla sunulursa balık konservesini de yapabileceği düşünülmektedir. Tuzlama atölyelerine benzer şekilde köylerde kurulacak küçük konserve atölyeleri, üreme dönemi dışında avlanan balığın konservesinin yapılmasına imkan verebileceği gibi, sebzelerin taze olarak pazarlanamadığı dönemlerde sebze konservesi yapımında da kullanılabilecektir.
d. Turizm : Balıkçılık dışın bir alternatif olarak düşünülen turizm, üreme dönemi balıkçılığının önlenmesinde ileriye dönük olarak düşünülen bir alternatiftir. Üreme dönemi avcılığında ısrar edenlerin yaşadıkları köyler, hemen göl ile akarsuyun birleştiği noktalardadır. İnci kefalı yoğun üreme göçü yapmakta, ve bu göç esnasında dünyada eşine az rastlanan manzaralar görülmektedir. Balığın göç esnasında akarsular üstündeki doğal engelleri aşması, akıntının azaldığı ve dere yatağının genişlediği yerlerde yumurta bırakma ve erkek balıklar tarafından yumurtaların döllenmesi çıplak gözle
izlenebilmektedir. Diğer taraftan göl içinde bulunan adalar, ilkbahar aylarından itibaren ziyaretçi akınına uğramakta ve adalara ulaşım tamamen balıkçı tekneleri ile gerçekleştirilmektedir. Üreme dönemi balıkçılığını tamamen terk eden Gevaş-Dereağzı köylü balıkçılar, Akdamar Adası'na yaptıkları bu ziyaretçi taşıma işinden önemli bir gelir elde etmektedirler. Ancak Erciş-Çelebibağ gibi üreme dönemi balıkçılığı yapanların tekneleri yolcu taşımaya elverişli değildir. Eğer turizm potansiyeli, Akdamar Adası'na benzer şekilde Çelebibağ Kasabası'nın hemen karşısındaki Adir Adası'nda da canlandırılabilirse, buradaki insanlarda teknelerini değiştirme yoluna gidebilirler.

Bu alternatifler yerel halkın sosyo-kültürel ve ekonomik tercihlerine uygun olarak uygulamaya aktarılabilirse, üreme dönemi balıkçılığında başlayan çözülme devam edecektir. Zira üreme dönemi balıkçılığından kış balıkçılığına geçiş oldukça, kış balıkçılığında hali hazırda var olan pazar sorunu artacak, buna bağlı olarak kârlılık düşecek ve sonuç olarak üreme dönemi balıkçılığından vazgeçenler için kış balıkçılığı cazip olmayacaktır. Oysa balık tuzlama ve konserve atölyeleri kurulabilirse, kış balıkçılığına geçiş hızlanacak, aynı zamanda kârlılık artmış olacaktır. Diğer taraftan balıkçılık dışı bir sektörde çalışmak isteyenler için turizm, balığın göçünü izlemek için gelenler ve adayı ziyaret etmek isteyenlere bağlı olarak yeni bir sektör olabilecektir. Proje kapsamında hem daha önce belirlenen alternatiflerin yerel insanların sosyo-kültürel ve ekonomik tercihlerine uyumu kontrol edilecek, hem de onların önereceği başka alternatiflerin bir değerlendirmesi yapılacaktır. Sonuçta hangi alternatiflerin seçileceğine yerel halkla birlikte karar verilmiş olacaktır. Elde edilecek sonuçlara göre bu alternatiflerden hangisi veya hangilerininin uygulanması gerektiği belirlenerek ikinci bir proje ile uygulamaya geçirilmeye çalışılacaktır.

PROJE GEREKÇELERİ
İnci kefalı populasyonunun üreme zamanında yapılan yanlış avcılık yüzünden tehdit altında olması
İnci kefalı, esas yaşam alanı olan Van Gölü'nde yumurta bırakamadığı için, ilkbahar aylarında sürüler oluşturarak akarsulara göç eder. 1996 yılı verilerine göre toplam avcılığın %93'ü bu üreme göçü esnasında yapılmaktaydı. 2003 yılı verilerine göre bu oran %65'e gerilemiş olmakla birlikte, yanlış avcılık halen devam etmektedir. Üreme zamanında yapılan avcılık, hem balıklar yumurtlamadan yakalandığı için genç bireylerin stoka katılmasını engellemekte, hem de stok sürekliliğini sağlayacak yumurtlayıcı balıklar avlandığı için, damızlık balıkları azaltmaktadır. Bu çift yönlü etki üreme dönemi balıkçılığı engellenmedikçe devam edecektir.

1. Balıkçıların geçim kaynaklarının sınırlılığı:
Üreme dönemi balıkçılığında ısrar edenlerin ileri sürdükleri en önemli gerekçe ekonomik yetersizlikler ve geçim sıkıntısıdır. Özellikle Erciş-Çelebibağ ve Muradiye-Karahan köyleri ile Merkez-Çitören köyünde üreme dönemi balıkçılığında ısrar etmenin gerekçesi olarak, geçim kaynaklarını tamamen kaybettikleri ileri sürülmektedir. "Kış balıkçılığına geçin" önerisini ise teknelerinin yetersiz olduğu, üreme zamanı dışında köylerine yakın yerlerde avcılık yapamadıkları gibi gerekçelerle geri çevirmektedirler. Daha önceki yıllarda yürütülen çalışmalar esnasında, üreme dönemi balıkçılığının yasaklandığını buna karşılık kendilerine yeni bir alternatif önerilmediğini dile getirmekteydiler. Bu yüzden hem direnç gösteren bu köyler, hem de üreme dönemi balıkçılığını terk etmiş olduğu halde, uzun vadede meydana gelebilecek değişiklikleri izleyen ve üreme dönemi balıkçılığına dönme ümidi taşıyan köyler için alternatif geçim kaynakları oluşturulması gerekmektedir. Daha önce yapılan çalışmalarla alternatif geçim kaynakları olarak belirlenen kış balıkçılığı, balık tuzlama atölyeleri kurulması, balık konserve atölyeleri kurulması ve turizmin geliştirilmesi seçeneklerine yönelik altyapının geliştirilmesi gerekmektedir. Kış balıkçılığına geçişte önemli ilerlemeler sağlanmış olmakla birlikte, özellikle balıkçı barınağı, soğuk hava depolarının yokluğu ve balıkların işlenerek satılmasını sağlayacak işleme-değerlendirme tesisleri eksiktir. Bu eksiklikler kış balıkçılığının daha da gelişmesini
engelleyici rol oynamaktadır. Diğer taraftan işleme-değerlendirme tesislerinin kurulması, hem balığın pazarlama sorunlarının çözümü, hem de balıkçılık sektörü içinde yeni bir iş kolunun doğmasına katkı sağlayabilecektir. Turizm ise yöre halkı tarafından çok az bilinmekte, hatta ekolojik turizm hiç bilinmemektedir. İnci kefalının orijinal üreme göçünün izlenmesi, son iki yıldır yörede bilinen bir olay olup, dışardan insanların bu göçü izlemek için gelmesi yöre halkının balığın göçüne olan ilgisini de artırmış durumdadır.

2. Geleneksel tuzlu ve yumurtalı balık tüketim alışkanlığının yaygınlığı:
Göl çevresinde inci kefalının önemli bir tüketim şekli, üreme zamanında yumurtalı olarak avlanan balıkların tuzlanarak yılın diğer zamanlarında yenilmesidir. 16. yy'da Van'ı ziyaret eden Evliya Çelebi, 1901'de Van'dan geçen Cuinet tuzlu balıktan ve balık tuzlama geleneğinden ayrıntılı olarak bahsetmektedirler. Tuzlu balık kültürünün bu bölgede yaygınlaşmasının sosyal ve kültürel gerekçeleri tam olarak bilinmemektedir. Ancak inci kefalının gölde yaşamakla birlikte her ilkbaharda büyük sürüler halinde akarsulara akın ederek, yumurta bırakması ve bu esnada kolayca yakalanması, insanların bu dönemde avladıkları balıkları en kolay yol olan tuzlayarak muhafaza etmesini kolaylaştırmıştır. Bölgenin ortalama rakımının 1700 m'nin üzerinde olduğu ve yılın 7 ayının kış olduğu düşünülürse, tuzlanan balıkların saklanması ve naklinin de oldukça kolay olduğu anlaşılabilmektedir. Üreme zamanında kolayca avlanan balığın, yörede bulunan tuzlalardan çıkarılan yerel tuzlarla tuzlanarak kolaylıkla saklanabilmesi göl çevresinde nesilden nesile aktarılmıştır. Ancak son yıllarda avcılık teknolojisindeki gelişmeler, oldukça büyük ağların yapılmasına imkan verirken, ulaşım imkanlarının artması pazarı genişletmiş, bunun bir sonucu olarak sadece göl çevresinde tüketilebilen balık tüm Doğu Anadolu'ya yayılmaya başlamıştır. Son yıllarda üreme mevsimi dışında da balık avlanması, taze balığa ulaşmayı kolaylaştırmışsa da geleneksel tüketim alışkanlığı halen önemini korumaktadır. Geleneksel olarak tuzlanan balıklar üzerinde yapılan bir araştırmada, Erciş bölgesinden temin edilen tuzlu balıkların %60'ının bozulduğu veya mikrobiyal kontaminasyonlara rastlandığı bildirilmektedir
(Küçüköner, 1992). Bu yüzden projede geleneksel tüketimin sosyo-kültürel kökeni belirlenmeye çalışılarak, tüketim alışkanlığının değiştirilmesine yönelik ip uçları ortaya çıkarılacaktır. Tuzlu balık yeme alışkanlığı ile birlikte, göl çevresinde balıkların yumurtalı olarak tüketilmesi de önemli bir yer tutmaktadır. Balığın en lezzetli kısmının yumurtaları olduğu düşüncesi ile, yumurtasını bırakmış balığın lezzetsiz olduğuna inanılmaktadır. Bu durum üreme zamanında yapılan kaçak avcılığı teşvik eden bir "gelenek-alışkanlık" olarak karşımıza çıkmaktadır. Daha önceki çalışmalarımızda, "balığın yumurtlamaya gitmesine izin veren ancak dönüşte avlanmasını olanaklı kılan yeni bir av aracının geliştirilmesi durumunda bu av aracını kullanıp kullanmayacaklarını" sorduğumuz üreme dönemi balıkçılarının hemen hepsi, yumurtasını bırakan balığın değerinin düştüğünü, bu yüzden de satılamayacağını ifade etmişlerdir. Bu alışkanlıkta aynen tuzlu balıkta olduğu gibi üreme döneminde balıkların yumurta bırakmadan avlanmasında önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Proje kapsamında bu alışkanlığın sosyo-kültürel ve geleneksel kökenleri belirlenmeye çalışılacaktır.

3. Sosyo-kültürel yapının balığın aleyhine değişmesi-Göl çevresine göçle gelen nüfus yüzünden balıkla ilgili geleneksel kültürde kayıplarVan Gölü insanlara yurt olduğu günlerden beri (yaklaşık 7 bin yıldır) inci kefalı, göl çevresinde hüküm süren medeniyetlerin içinde önemli bir yere sahip olmuştur. Göl içinde avcılık yapacak ağ materyallerinin eski devirlerde gelişmemiş olması ve üreme zamanında avcılığın çok kolayca yapılması, insanların balık kültürünü üreme dönemiyle sınırlandırmıştır. Sadece ilkbahar
aylarında gerçekleşen balık avcılığı, insanları balığı çeşitli şekillerde muhafaza etme arayışına yönlendirmiş, bunun bir sonucu olarak göl çevresinde yaşayan insanların kültürleri arasına "balık tuzlama" ve "balık kurutma" yöntemleri dahil olmuştur. Uzun yılların getirdiği kültürel birikim 1. Dünya savaşında göl çevresinin büyük göçlere, nüfus hareketlerine neden olması yüzünden kesintiye uğramış; balıkla ilgili geleneksel kültürler ne yazık ki kaybedilmiştir. Savaştan önce yaklaşık 100 bin nüfusun yaşadığı Van kent merkezinde savaştan sonra yapılan ilk resmi nüfus sayımında 13749 kişinin yaşadığı (DİE, 1927) görülmektedir. Birinci Dünya savaşından sonra göl çevresine Anadolu'nun ve hatta dünyanın çeşitli bölgelerinden insanların getirilerek yerleştirilmesi ile kültürel değişim başlamış, üremek için ilkbahar aylarında akarsulara gelen balıktan yararlanma arzusu ne yazık ki değişmemiştir. Ancak daha önceki insanlar, balıklar yumurta bırakmaya giderken değil, dönerken avlarken; balıkla kültürel bağı olmayan insanlar hiçbir ayrım yapmadan avlamaya başlamışlardır. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra göl etrafına yerleştirilen insanların, geldikleri yerlerden taşıdıkları kültür zamanla aşınırken, yeni yerleştikleri bölgenin kültürel yapısına da zamanla aşina olmaya başlamışlardır. Bu bölgelerde eğitimin halen en büyük sorun olduğu düşünülürse, bu bölgede edindikleri kültürel yapı tamamen rasgele oluşmuştur. Örneğin 16.yy da balıkların, ilkbaharda akarsuların kaynağa yakın kısımlarındaki "yatırları" ziyaret ettiğine inanılması, onların yumurtlamaya giderken değil de dönerken avlanmalarına sebep olurken, daha sonradan buralara yerleşen insanlara, bu kültürel ve geleneksel ekolojik yaklaşım aktarılmadığı için üreme zamanında sınırsız bir avcılık başlamıştır. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren başlayan modernleşme çabaları, çarpık ve popülist politikalar yüzünden "tüketim" propagandasına dönüştüğü için, son yıllarda sosyo-kültürel çarpıklıklar artmış ve buda "kolay para kazanma" yolu olan üreme dönemi balıkçılığını körüklemiştir. Bu gün göl çevresinde yaşayan insanların sosyo-kültürel profillerinin ne olduğunun bilinmemesi, geliştirilecek öneriler için en büyük riski
oluşturmaktadır. Sosyo-kültürel yapı anlaşıldığı ve balıkçıların kültürleri içinde balığın yeri ve önemi ortaya konulabildiği takdirde, projenin başarısı artacaktır.

PROJE STRATEJİSİ
Proje hedefi
Projede, yerel halkın inci kefalının korunmasına ilişkin geliştirilen yönetim modelini destekleyerek, sürdürülebilir balıkçılık politikalarını sahiplenmesi için alternatif geçim olanaklarını yerel halkla birlikte değerlendirmeyi hedeflenmektedir.

Proje ara hedefleri
1. Alternatif geçim kaynaklarının yerel halkın sosyo-kültürel ve geleneksel yapısıyla uyumunun kontrol edilmesi
2. Beslenme alışkanlıklarının belirlenmesi ve balığın doğru tüketimi için bilinç oluşturma
3. Balıkçılığın sürdürülebilirliği için temel ilkelerin tekrar geleneksel kültür içine alınması

PROJE EKİBİ VE ORTAKLARI
Proje Yürütücüsü : Doç. Dr. Mustafa SARI

Proje ekibi ve uzmanlık alanları:

Proje koordinasyon ekibi:
Doç. Dr. Mustafa SARI-Balıkçılık yönetimi, uzaktan algılama, balıkçı eğitimi
Asaf ERTAN- Balıkçılık yönetimi, balıkçı eğitimi, gönüllü eğitimi
Şahika ERTAN- Balıkçılık yönetimi, balıkçı eğitimi, gönüllü eğitimi

Yarı zamanlı proje ekibi:
Ali KASAPOĞLU- Tarım ürünlerinin değerlendirilmesi ve pazarlama
Yasin YILMAZ- Balıkçılık yönetimi, balıkçı eğitimi
Özden KIR- Tarım ürünlerinin değerlendirilmesi, çevre eğitimi
Erizan AYSAN- Tarım ürünlerinin değerlendirilmesi, çevre eğitimi
Ayşegül BİTİKTAŞ- Ekolojik tarım, çevre eğitimi

Proje danışmanları:
Yrd. Doç. Dr. Ş. Halil NALÇAOĞLU- (A.Ü. İletişim Fakültesi) Sosyolog, sivil toplum örgütlerinde iletişim sorunları, ihtilaf çözümleme, örgütlenme iletişimi
Solmaz KARABAŞA- (Doğa Derneği) Halk bilimci, geleneksel ve kültürel ekoloji
Efsun KARABUDAK- (Başkent Üniversitesi) Beslenme ve diyetetik

Bkz. GEF Odak Alanları ve Uygulama Programları belgesi

2SDesign Copyright 2004